Nietzsche, Stirner’in Plagiyatörü mü?


“Stirner’in Biricik’i ... geleceksiz ve geçmişsizdir. O, her an ne ise, tam odur. Sonuç: Biricik mutlak süreksizdir. Stirner ... amansız bir monomandır” [2> Jürgen Habermas


“Stirner, 19. yüzyıl felsefesinde Nietzsche’den önce en radikal nominalistti. Nominalist yıkıcılıkta gösterdiği tutarlılık, özellikle felsefe memurlarına akılsız görünüyordu günümüze kadar. Oysa o dâhi bir tutarlılıktı.”[3>  Rüdiger Safranski

 

Giriş

Max Stirner’in (1806-1856) Nietzsche’yi etkilemiş olabileceği birçok düşünürce ileri sürülmüş ve çeşitli incelemelere konu olmuşsa da, Nietzsche’nin (1844-1900) Stirner’in eserini okumuş ve bundan önemli derecede etkilenmiş olabileceği üzerine pek az inceleme mevcuttur. Buna karşın Nietzsche’nin Stirner’i okumuş olduğu ancak bunu gizli tuttuğu ve Stirner’den aşırdığı iddia edilmiştir. Dünyaca ünlenen Nietzsche, pek sevilmeyen Stirner’in başyapıtını gerçekten okumuş ve bunu gizlemiş miydi? Nietzsche, eserlerinde bir kez olsun Stirner’in adını anmaz. Ancak Stirner’i okuduğuna ve ondan aşırdığına dair ilginç kaynaklar var. Bunları irdeleyeceğim.

Stirner’in Nietzsche’yi etkilemiş olabileceği konusu ilk kez 1890’ların başlarında gündeme gelir: Nietzsche’nin Stirner’i “aşan kişi” olduğu iddiasıyla Stirner tartışma konusu olmaya başlar. Stirner ile Nietzsche arasındaki benzerlik şaşırtıcı ve dikkat çekicidir. Dolayısıyla Nietzsche’nin Stirner’in başyapıtını, eserlerinde adını anmasa da, tanımış olması gerektiği düşünülüyordu.

Stirner’in başyapıtı Der Einzige und sein Eigentum’ın yayımı (Biricik ve Mülkiyeti, BvM) Nietzsche’nin doğduğu yıla ve aya rastlar. 1826’dan itibaren Berlin’de yaşayan Stirner, Genç Hegelci çevreye ve Özgürler Kulübü’ne takılır. Otonom bir çizgi izleyen Özgürler Kulübü’ne Stirner’in dostu Bruno Bauer “liderlik” ediyordu. Genç Hegelciler’in teorisyeni ise Ludwig Feuerbach’tı. Feuerbach ve Bauer, Fransız aydınlanmasının bir eseri olarak doğan ateizmi Almanya’da temsil ediyorlardı. Çok geçmeden Stirner sahneye çıkar ve her iki ateist düşünürü de “dindar ateistler” olarak betimler. Stirner, bir taraftan Genç Hegelciler’in önde gelenlerini diğer taraftan da Hegel sonrası ortaya çıkan aydınlanma’yı eleştiriyordu. Stirner’in eleştirisi o denli radikaldi ki, felsefeciler Stirner felsefesinin özgül yapısını araştırmaksızın tartışma dışı bıraktılar. Ve Genç Hegelciliği, Hegel Okulu’nun çöküşü, Stirner’i de bu çöküşün en radikal ve son öğrencisi olduğu gerekçesiyle askıda bıraktılar. Genç Hegelciler’in BvM’ne reaksiyonları bir şok şeklindeydi. Stirner’in sert eleştirilerine hedef olan Feuerbach, bir mektubunda Stirner’i “tanıdığım en özgür ve en dâhi bir yazardır”, (Laska NIK) der ve bir reddiyeyle karşılık verir. Feuerbach hayranı genç Marx, Stirner’in eserinden etkilenmesi sonucu garip duruma düşer. Feuerbach’tan ayrılır ve Stirner’e yanaşmaz ama alelacele intikam hırsıyla sözcüğü sözcüğüne yanıtladığı BvM’ne bir Anti-Stirner’le (Alman İdeolojisi) karşılık verir.[4> Tamamen polemik içerikli bu eser, Marx’ın felsefi bir kriz yaşadığını ve bunun neticesi olarak Stirner’e olan nefretini sergiliyor.[5> Neticede Marx, Stirner eleştirisinde, Stirner’i yok etmek için, Sloterdijk’ın deyimiyle, kendi “ölümünü göze almaktadır”.

1848 ile gelen politik atmosfer, Genç Hegelciler’in başlattıkları ateist aydınlanma’yı ve onun radikal temsilcisi Stirner’i uzun dönem için bir tabu konusuna dönüştürecekti.[6> Stirner’se, Anhuth’un şikâyetle vurguladığı gibi, “hakarete uğrayan ve nefret edilen” [7> bir parya olarak 1856’da yoksulluk içinde ölmüştü.

 

Giz’de kalan “Biricik’in” alımlama tarihi ve bir çıkış arayışı
”...  üslup bakımından Nietzsche’nin yazılarından geri kalmayan Stirner’in şaheseri, felsefi içerik açısındansa onlardan fersah fersah ileridedir.”[8>  E. v. Hartmann

 

Nietzsche, yaklaşık 1860’larda başarılı düşünürler olan Hartmann ve Lange’den yazılarında söz eder. Eduard von Hartmann (1842–1906) ilk kitabında Philosophie des Unbewussten Stirner’e kısaca yer verir. Friedrich Albert Lange (1828–1875) Geschichte des Materialismus adlı eserinde Stirner’in kitabını  “Tanıdığımız en aşırı ve kötü şöhretli kitap.”, der ve materyalizmle ilintili olmadığını iddia ederek kitabı tartışmaz. (Lange, s. 81) Konumuza bağlı olarak bu eserler o dönem için en önemli kaynaklardır. Çünkü Nietzsche bu eserleri ayrıntılarıyla incelemiştir.

1880’lerin başında ülkenin felsefi atmosferi değişikliklere uğrar. Yeni bir kuşak sesini duyurmaya başlar: Natüralistler ya da Realistler adlı edebiyatçılar grubu bilinçaltına itilmiş 1848 öncesi radikalizmini kendine temel alır. J. ve H. Hart bu hareketin başını çekerler. Bu dönemde Stirner yeniden gündeme gelirse de çeşitli dünya görüşlerinin yürütüldüğü ideolojik kavgada bir korkuluk olarak tartışmaya alınır. Engels, Hartmann, Lauterbach ve diğerleri. Engels [9>, Stirner’i anarşizmin ‘peygamberi’ ilan ederek anarşizmle birlikte Stirner’e savaş açar. (1886). Hartmann, Nietzsche’yle girdiği rekabet kavgasında Stirner’i kullanır.

1880’lerin ortalarından itibaren o ana kadar arkadaş çevrelerince eserleri tanınan Nietzsche, geniş okuyucu çevresi bulmaya başlar. Nietzsche’nin Stirner’in kitabını okumuş ve bunu gizlemiş olabileceği, Nietzsche’nin hayranları arasında ilginç tartışmalara neden olur: H. Hengster’in Nietzsche’nin dostu Franz Overbeck’e yolladığı mektupta merak içeren şu cümle var: “Bizim çevremiz dışından Nietzsche’nin yazılarını tanıyan biri, Stirner’in ‘Biricik ve Mülkiyeti’ [adlı> hicivnamesinin Nietzsche’nin daha sonraki fikirlerini etkilemiş olduğunu söyledi.” [10>

1889’da geniş kitlelerce duyulan bu soruyu Nietzsche artık yanıtlayamayacaktı, çünkü, bilindiği gibi, o tarihten itibaren dünyevi ya da düşünsel meselelerle ilgilenemeyecekti bir daha. 1891’de Hartmann, Nietzsche’nin önemli bir noktada plagiyatör olduğunu ihbar etmesi, Nietzsche’nin hayranları arasında kafa karışıklığına yol açar. Nietzsche’nin “Yeni Moral”’inin hiç de “yeni birşey olmadığını”, Stirner tarafından ta 1845’te “dâhiyane şaheserinde«” “ustaca bir üslupla” en açık “detaylarıyla” işlendiğini [11> ileri sürmesi Stirner-Nietzsche-sorusunun (Nietzsche’nin Stirner’in kitabını okumuş ve bundan etkilenmiş olduğu sorusu) geniş kitlelerce tartışılmasına yol açtı.

Hartmann, Nietzsche’ye oranla 1870 ve 1880 yıllarında başarılı bir filozoftu. Philosophie des Unbewussten adlı 700 sayfalık eserinde Stirner’e üç sayfalık yer verir. Hartmann’ın yürüttüğü tartışmada, sayfa açısından çok kısıtlı da olsa, Stirner’in felsefesiyle cebelleştiği hemen göze çarpmaktadır. Stirner’in “Ben” deyimini zorluklar içinde yorumlamaya çalışır, tereddüte düşer ve sonuçta Stirner’in Egoizmine, oluş ve dünya süreci bağlamında Budacı etik’i alternatif olarak sunar. Hartmann’ın son cümlesi Stirner’e olan bağlılığını ve bunun garip bir neticesi olarak da Stirner’den uzaklaşma istemini içermektedir: ”...Stirner’in çizgisini aşmak için, önce onun çizgisine tam ait olmuş olmak gerekir.” (Hartmann, PdU, s. 614)  Nietzsche’nin bu esere gösterdiği tepkiyse yine ilginçtir. 1874’te yayınladığı Unzeitgemässe Betrachtungen II adlı kitabında Hartmann’a tepkisini dile getirirken tam da söz konusu Stirner’le ilgili üç sayfanın bulunduğu bölümü ele alır. Polemik içerikli bir üslupla ve uzun uzadıya Hartmann’a saldırır. Ancak yürüttüğü tüm tartışmalara karşın Stirner’den bir kez bile söz etmez. Hartmann’sa, Nietzsche’nin bu yazısına karşılık vermez, ta ki yıllar sonra, Nietzsche’nin ünü kendisi için bir tehlike oluşturmaya başlayıncaya kadar. Nietzsche’yle rekabete girerek ona karşı cephe alır. Ve Nietzsche’nin Stirner’i mutlaka okumuş olduğunu ve Stirner’in düşüncelerini aşırdığını iddia eder. [12>

Paul Lauterbach (1860–1895), ilk hararetli Nietzschecilerdendir. Hartmann, Nietzsche’nin itibarını düşürmek amacıyla kendisini “tehlikeli” Stirner’i aşan kişi olarak önerirken, Lauterbach, Stirner’i aşan asıl kişinin Nietzsche olduğunu ileri sürüp Nietzsche’nin Stirner’in ”takipçisi”, “bütünleyicisi” ve Stirner’in yaratıcılığını, Ben-öğretisini (iyiye yönelik) ”yeniden biçimlendiren” kişi olarak sergiliyordu. Stirner’in “tehlikesine” dikkat çekip Nietzsche’yi öneriyordu. [13> Stirner’in BvM’ne eklediği önsözle ilgili dostu Köselitz’e [14> yazdığı mektupta şöyle der: “Benim önsözümün tek amacı var: Suçsuz insanları ondan [Stirner’den> korumak.” ve bunu “esas olarak Nietzsche’nin yardımıyla” yaptığını sözlerine ekliyor.  (Laska, NIK ve HIT, s. 21).



Bu arada büyüyen tartışmalarda çeşitli görüşler öne çıkıyordu. Kimileri iki düşünür arasında büyük benzerlikler keşfederken, kimileri de uzlaşamayan çelişkilerden söz ediyorlardı. Ancak hiç kimse Nietzsche’den Stirner’in adını duyduğunu anımsamıyordu. Nietzsche’nin hiçbir mektubunda Stirner’in adı geçmemişti. Ancak Nietzsche’nin dostlarından F. Overbeck’in karısı Ida Overbeck günün birinde (1899) Nietzsche’nin Stirner hakkında kendisiyle konuşmuş olduğunu itiraf eder. Bu konuşmada Nietzsche, düşüncelerinin Stirner’e yakınlığı olduğunu belirtmiş ve Bayan Overbeck’e önce çekingen sonra resmi bir tonda: ”Stirner, evet o işte!”, demiş. Bu ismi istemeden telâffuz eden Nietzsche, ürküten ve dışlayan el hareketiyle Bayan Overbeck’in kulağına nihayet şu sözcükleri fısıldamış: ”En sonunda söyledim size işte, oysa bu konuyu konuşmak istememiştim. En iyisi söylediklerimi unutun. Yoksa plagiyatör olduğum söylenir. Ama siz bunu yapmazsınız, bunu biliyorum.”  (Mauthner, 349 ve Laska, NIK). Nietzsche’nin sevgili öğrencisi Adolf Baumgartner de şunu itiraf eder. Nietzsche, Stirner’in Basel kütüphanesinde bulunan kitabını Baumgartner’e 1874’te önemle önerir. Ve “Biricik”’in (BvM) “Hobbes’tan bu yana sahip olduğumuz en cüretli ve en tutarlı” kitap olduğunu da sözlerine ekler. (Safranski, s. 125 ve Laska, NIK). Kitabın kütüphaneden alındığı kayıtlarda mevcuttur. Nietzsche’nin en güvenilir dostu F. Overbeck’se şu sonuca varır: “Nietzsche’nin Stirner konusunda garip davrandığı şüphe götürmez. Eğer ama konuşmaktan hoşlanan biri olarak konuşkanlık alışkanlığını Stirner konusunda sürdürmeyi engellediyse, bu ondan aldığı herhangi bir etkiyi gizlemek için yapılmadı kesinlikle (ki böyle bir etki tam anlamıyla mevcut değil), bizzat Stirner’den aldığı etkiyi genel olarak kendince yoğurmak isteyişinden kaynaklanıyor. [...> Buradan yola çıkarak Nietzsche’nin Stirner’i okuduğunu iddia ediyorum. Nietzsche’nin kitaplarına karşı olanlar için, bundan onun bir plagiyatör olduğu çıkarsaması doğabilir. Ancak Nietzsche’yle tanışmış olan biri bunu düşünmez.” (Laska, NIK)

Bu bilgiler hâlâ genel olarak Stirner-Nietzsche-sorusunu belirlemektedir. Şimdiye kadar çizdiğim resimden anlaşılacağı gibi Stirner’in Nietzsche üzerindeki etkisi gizli tutulmuş ve dolayısıyla karmaşıklığa yol açmıştır. Nietzsche gibi diğer ünlü filozofların da Stirner’le ilgileri benzerdir. Özel yaşamlarında Stirner’den hayranlıkla söz eden ünlü filozoflar, eserlerinde onu ya hiç anmaz ya da bir iki yan cümleyle göz ardı ederler. Ancak bu yan cümleler içerikleri açısından merkezi bir önem taşımakla dikkat çeker. Stirner’in alımlama tarihinin tuhaflığını vurgulamak için birkaç örnek sunmak yararlı olacaktır. Marx’ın can yoldaşı Engels, Marx’a BvM hakkındaki ilk izlenimlerini mektubunda iletirken, Stirner’i över. [15> Ancak Marx’tan aldığı yanıttan hemen sonra görüşünü düzeltir ve artık Stirner’in etkisinde olmadığını belirterek Marx’la aynı görüşte olduğunu söyler .[16> Arnold Ruge birkaç mektubunda Stirner’den övgüyle söz eder. [17> Husserl, ”Transzendental Ego” üzerine yazan kişi, Stirner’i hiçbir eserinde anmaz ama ücra bir köşede BvM için “şeytani bir güç” der. (Laska, DD 77) Husserl’in öğrencisi Heidegger, Stirner’i asla okumadığını söyler. Adorno bir sohbet esnasında “Stirner baklayı ağzından çıkaran tek filozoftur.” der. (Helms, s. 200). Ayrıca genç bir yazarı (Helms) yeni bir Anti-Stirner yazmaya teşvikleyen Adorno, kendi eserlerinde Stirner’i anmaz. Carl Schmitt hapishanede günlüğüne şu cümleyi kaydeder: “Şu durumda beni hücremde ziyaret eden biricik kişi Max’tır.” (Laska, DD, s 76) Bu örnekler daha da arttırılabilir.

 


Bernd A. Laska’ya göre Nietzsche’nin Stirner’i okuduğu, ondan etkilendiği hatta bu yüzden “ilk krizini” yaşadığı kesindir. Laska, daha önce [18> Stirner-Nietzsche-sorusunu incelerken Nietzsche’nin Stirner’den aldığı etkiyi bastırmaya çalıştığını ve günümüze kadar birçok ünlü filozofun bu konuda sustuklarını ve suskunluklarına son vermeleri gerektiğini ifade etmişti. Günümüz ünlü felsefeci ve Nietzschecilerinden Rüdiger Safranski Laska’nın incelemesini dikkate alarak yazdığı Nietzsche-Biyografisinde (Nietzsche, 2000) bu sorunu konu edindi. [19> Yukarıda 1890’larla ilgili ilettiğim bazı konuları o da ele aldıktan sonra Stirner’in Nietzsche’yi etkilemiş olduğunu vurgulamaktan kaçınmıyor. Özellikle “bilgi” konusunda Nietzsche’nin Stirner’den etkilendiğini ve Stirner’in başyapıtını bir ”kurtuluş hamlesi” olarak yaşadığını söylüyor. Şunu da sözlerine ekliyor: Stirner gibi adı kötüye çıkmış bir filozofla Nietzsche aynı solukta anılmak istemezdi. (124) Bence asıl neden doğrudan Stirner’in felsefesiyle ve onun alımlamasıyla ilintilidir. Stirner, aydınlanma düşüncesine radikal bir eleştiri getirirken, genel felsefecilerin sandığı gibi, sadece bu eleştiriyle yetinmedi; aynı zamanda köklü değişimler açısından önerilerde bulundu. Aydınlanma projesinin temeli olan bilgi bağlamında eleştirisi ve önerisi şuydu: Batı dünyası bilgiyi değil, bilgi köleliğini amaçlıyordu; her ‘birey’in ulusal devletlerin amaçları doğrultusunda birer sadık yurtsever olması, bireyin ”kendine” karşı hareket etmesiydi. Bireyin bu saplantıdan arınması ancak onun kendini her gün yenilemesiyle gerçekleşebilirdi. Stirner bunu “Eigner” [20>  ve “Einzige” (Biricik) kavramı çerçevesinde sunmaya çalıştı. Ancak “dindar ateistler” olan aydınlanmacılar bunu görememiş ve “baklayı ağzından çıkaran tek filozof” olan bu “şeytanı” felsefe dışına itmeleri gerekiyordu. Stirner’in şu cümlesi aydınlanma düşüncesine ve temsilcilerine getirilen bir eleştiri olmakla birlikte onun felsefesinin özüdür: “Bilginin istem olarak doğabilmesi ve özgür kişi olarak kendini her gün yenilemesi için ölmesi gerekiyor.” [21>   



Fritz Mauthner, 1920’lerde, Nietzsche, Stirner’in yazılarını “mutlaka tanıyordu” peki “neden sustu?” diye soruyor. “Klasik bir tanık” olan Ida Overbeck’in ileri sürdüğü gibi aşırmacı olarak damgalanmamak için mi? Mauthner, daha çok Nietzsche’nin bu karaktere sahip olmadığını söylüyor ve Nietzsche, Stirner’den “Kasırgalı bir güçten daha fazla bir şey almadı.”, diyor. BvM’ni okurken bir “kasırgaya” uğramışçasına Stirner’den etkilenen Nietzsche’nin üzerindeki bu güç nasıl olur da bir “dahasız”a indirgeniyor? Başka yazılarında Stirner’le uzun uzun cebelleşen Mauthner, burada F. Overbeck’in yargısına dayanıyor. Overbecke’e göre konuşkan bir kişiliğe sahip olan Nietzsche, güçlü bir olayla karşılaştığında içine kapanıyormuş. Bunu doğrulayan Mauthner peki ”kasırga”yı neden küçümsüyor? Ve Mauthner, Overbeck’i doğrulayan cümlesinden sonra şunu da söylüyor: ”Belki de Nietzsche ‘Biricik’i [BvM> anlayabilen ilk insandı ve biz Nietzsche üzerinden ‘Biricik’i anlamaya ulaştık.” (394) Nietzsche’yi Striner’den “daha az özgür«” gören Mauthner, garip bir duruma düşüyor. Aslında Safranski’nin tavrı da tuhaf. Safranski’nin bu kitabıyla ilgili eleştirimde bu soruna yakından değinmiştim. [22> Safranski, Laska’nın Nietzsche ve başka ünlü filozofların Stirner’i bastırdıkları iddiasına yer vermişse de, konuyu tam anlamıyla incelemiyor. Neydi Stirner’in radikal eleştirisi: Aydınlanmacılar “bilgi” adına Tanrı’yı öldürdüler ama çok geçmeden onun yerine etik’in dinsel temeli olan “içimizdeki dış dünyayı” getirdiler. Stirner’e göre özgürleşmek, içselleşmiş dış-dünyanın yıkılmasıyla mümkündü. İşte bir Üst-Ben olan bu içselleşmiş dış-dünyayı aydınlanmanın temsilcileri göremezlerdi. Bilgi adına ortaya çıkan aydınlanma, sadece bilgili Âdem ile bilgili Havva’yı yaratabildi. Ne var ki, Safranski’nin, Mauthner’in ve diğer düşünürlerin belirledikleri gibi Stirner, o “soğuk”, “çıplak”, “anarşizan” diliyle; yani: elindeki dinamitle Batı dünyasının us saplantısını yerle bir etmişti. Ve “doğaldı” ki, barbarlıktan kurtardığı Alman dilinin büyük şiirsel ustası Nietzsche gibi aristokratik bir bireyci, “soğuk” Stirner’le aynı solukta anılmak istemezdi. Ancak gerçek neden bu değildir. Meselenin aslı daha çok “güçlü bir felsefeyle” ve bir ”kasırgayla” karşılaşan Nietzsche’nin kendisinde ve tabii ki Stirner’in tutarlı felsefi yeteneğinde yatmaktadır. Daha sonraki Nietzsche araştırmacıları Stirner- Nietzsche-sorusunu yanıtlamadılar; Stirner’i eserlerinde konu etmeksizin, sadece ücra yerlerde tarihte kapanmış bir olay olarak göstermeye çalıştılar. Dolayısıyla: Günah keçisi muamelesi gören Stirner’e gelişigüzel “anarşist”, “nihilist”,  “şeytan” vb. demek meşrudur.

Yeni incelemeler Nietzsche’nin Stirner’in başyapıtını 1874’ten önce okuduğunu ancak bunu gizli tuttuğunu gösteriyor. Bu, felsefi kariyerinin başlangıcında BvM’yle karşılaşan Marx’tan Habermas’a kadar çeşitli düşünürlerin tipik bir davranışıdır. Üstelik bu davranış bir “krizle” iç içedir. Nietzsche’nin Ekim 1865’te BvM’ni okuduğunu ileri süren Laska, şunu soruyor: Nietzsche’nin bu tarihlerden önce BvM’ni tanıdığı ve onun sonucu olarak da hayatî krize girdiği şüphesi açıklanabilir ve nedenlendirilebilir mi? Sömestr tatilini Naumburg’ta geçiren Nietzsche, iki haftalığına Berlin’e okul arkadaşı Hermann Mushacke’ye gitmeyi planlıyor. Berlin tatilini dört gözle beklediği Hermann’a yazdığı mektuptan anlaşılıyor: “Şu anki yaşamım Berlin’e bir hazırlıktır, kahve eşliğinde bir parça Hegel felsefesi yemekteyim ve iştahsızlığımı gidermek için de Straussçu  hap alırım.” [23> (20.9.1865, Bkz. Laska, NIK) Neden arkadaşına ısrarla gitmek istediği aşağıda belli olacaktır.

1-17 Ekim 1865 tarihleri arasında Nietzsche, ailesiyle birlikte oturan arkadaşının evine konuk olur. Berlin’den ayrıldıktan sonra annesine şu mektubu yazar: “Berlin’deki yaşam oldukça dostça ve zevkliydi.” Arkadaşının babası hakkında da: “Tanıdığım insanlar arasında en nezaketli adam odur. Senli benliyiz.” Şunu da ekler: “21. doğum günümde şerefinize şampanya içtik.” (Laska NIK). Neydi Nietzsche’yi bu kadar sevindiren? Bonn’dan neşesiz [24> ayrılırken Berlin’de aşırı derecede canlılık duygusuna sahip olur. Heyecanla beklediği Berlin tatilinin nedeni neydi ve Nietzsche ne yaşamıştı Berlin’de? Nietzsche biyografisini yazanların çoğunluğu Ekim 1865’te Nietzsche’de ağır bir kriz kaydediyorlarsa da, bu kriz ayrıntılarıyla incelenmemiştir.

 

Eduard Mushacke ve Nietzsche’nin Stirner şoku

Bu heyecanın ve mutluluğun nedeni doğrudan Hermann Mushacke’nin babası Eduard’la ilintilidir. Şimdiye kadar Nietzsche biyografisini yazanların hiçbiri Eduard Mushacke’yi incelememiştir. Laska’nın incelemelerine göre, Nietzsche’nin ilk kriz nedeni 1865 Ekiminin ilk yarısında  Eduard Mushacke ile karşılaşmasından kaynaklanıyor.

Eduard Mushacke, Nietzsche’nin çok sevdiği [25> Mart 1848 öncesi canlı dönemin eski muhariplerinden ve Stirner’in yakın dostuydu. Bu isim Stirner’in biyografisini ilk kez yazan J.H. Mackay’ın kitabında geçer. Orada “Mussak” adında bir öğretmenden ve Stirner’in “iyi dostu”ndan söz edilir. Ayrıca Genç Hegelciler’in çekirdeğinden biri olduğu kaydedilir. Laska’nın incelemeleri sonucu “Mussak”ın Dr. Eduard Mushacke (1812-1873) olduğu kesinlik kazanır.

Laska’ya göre Nietzsche, Eduard Mushacke’yle karşılaşmasında bir şok yaşar ve bu şokun etkisinde annesine yazdığı mektupta olanlardan söz edemez ama daha sonra Berlin’deki günlerini anımsamamak için büyük bir olasılıkla “yaktığı” günlüğüne kaydetmiştir. Bu nedenledir ki onun Eduard’la yaşadıkları ancak çıkarsamalarla tespit edilebilir.

Leipzig’e gelişinde, “babam” demek istediği ”saygı değer dostu” Eduard’a, 19 Ekimde ilginç bir mektup yazar. Önce minnettarlığını ve candan duygularını iletir. Sonra Eduard’la birlikte geçirdiği günlerin mutluluğu ve gururuyla şunu kaydeder: “Yüz yıl önce bugün öğrenci Wolfgang Goethe üniversiteye kaydolmuştu. Bizim de bir yüzyıl sonra kaydımızın anılacağına dair kibirsiz bir ümidimiz var.” (Laska NIK) Nelerden söz ediyor Nietzsche? Berlin’den getirdiği bir düşünce, bir proje mi vardı? Üstelik bu projede Eduard’ın da parmağı olduğu kesin, çünkü Nietzsche şunları da söylüyor: “Bunun aracılığıyla senin adın ölümsüz olacaktır.” Bu bir şaka değildi! Çok yakında tuzağına düşeceği filolojiyi Berlin’den getirmiş olamazdı. Neydi öyleyse?

Nedenleri henüz tam incelenmemiş olan Berlin tatilinin verdiği aşırı mutluluk fazla sürmez. 20 Ekimde henüz sorunsuz olan Nietzsche, “Frankonia” adlı öğrenci birliğinden [26> aylar önce ayrılma isteğini ancak şimdi gerçekleştirebilir. Ne var ki kısa bir süre sonra Nietzsche’nin tüm gücü ve mutluluğu yok oluverir ve Nietzsche ağır bir kriz yaşar.

Bu krizle ilgili mektup ya da günlük türünden otantik belgeler mevcut değildir. Sadece 17 Ekim 1865’ten 10 ağustos 1867’ye kadarki otobiyografik bir yazı bulunmaktadır. Burada az da olsa var olan diğer otantik belgelere oranla farklı bir tonda Berlin tatilini anlatıyorsa da ”karanlık günlerden”, “mükemmel Mushacke”nin ”iğneleyici” sözlerinden ve Genç Hegelci anılarından, “kulislerin ardını gören” Mushacke’nin “pesimist” havasından söz eder. Ve 1865 Ekim sonunda Schopenhauer’in eserleriyle tanıştığını, felsefeye nasıl başladığını anlatır. Schopenhauer’in eserlerini okumadan hemen önce acılı bir dönem ve hayal kırıklığı yaşadığını ve tesadüfen [27> Schopnehauer’in başyapıtını sahaflarda gördüğünü anlatır. Bu eserden delirircesine etkilenişini izah eder. Sonuçta Schopenhauer’un eserlerinin sıkı incelemesi sonucu bu kasvetten arındığını, daha sonraki haftalarda ve aylarda filolojiye yöneldiğini ifade eder. [28> Oysa iç çaresizlikten ve dış faktörlerden dolayı filolojiye yönelen Nietzsche aslında hararetli bir filozof olmuştu. Nietzsche’nin yakmak isteyip de kardeşi Elisabeth [29> tarafından engellenen bu rapordan da görüleceği gibi, “açık yüreklilik ve gerçeği gizleme, samimiyet ve maskeli oyun karışımı” hareketler Nietzsche’de rastlanmayacak bir durum değildir. (Laska NIK)

Yakmış olabileceği yazılar, sözünü ettiği delirme korkusu yaşadığı dönemdeki ”huzursuzluk” ve ”melankolik” içerikli günlüktür. (Ekim/Kasım, 1865). Bu yazılar Nietzsche’nin ruhsal çöküntüsünü harekete geçiren nedenleri belki de açıklayacak bilgi taşıyordu. İlerideki araştırmalar Nietzsche’nin bu krizini açıklayabilirlerse, Stirner- Nietzsche-sorusu da açıklık hatta kesinlik kazanabilir. Laska’nın sunduğu bilgilere göre, Nietzsche biyografisi yazarlarından hiçbiri 1865 Ekiminin ilk yarısını tartışmamıştır. Dolayısıyla bu dönem Nietzsche tarihinde karanlık bir nokta olarak kalıyor. Ekim sonu genel olarak Nietzsche’nin daha önceki problemlerinin sonradan etkisini gösterdiği tarih olarak biliniyor.

 

Sonuç
1848 öncesine büyük ilgi duyan Nietzsche’yi kendi evinde iki hafta boyunca konuk eden Eduard Mushacke, Stirner’in adını hiç mi anmadı? Nietzsche hiç mi o çok beğendiği ve övgüler dizdiği “hareketli dönemi” sormadı? Stirner’in başyapıtı Mushacke’nin evinde mevcut değil miydi?  Nietzsche bu kitabı gerçekten orada ve bir solukta okumadı mı? ”Kasırga”ya orada yakalanmadı mı? Evet orada! Kısa süre önce Feuerbach’ın ve Strauss’un din eleştirisiyle ateizme ulaşan Nietzsche, işte orada bu insanların neden ve hangi anlamda “dindar ateistler“ olduklarını anlamadı mı? Orada Tanrı’nın ölüm haberini almadı mı? İyinin ve Kötünün ötesinde elinde çekiçle duran ve taşlarla örülü iki bin yıllık Batı felsefesi duvarını acımasızca kıran yaratıcı Hiç’in düşünürünü görmedi mi orada? Daha sonra yıkıcı-yaratıcı Hiç’i “iyiye yönelik yeniden biçimlendireceği” değer yargısını Stirner’in başyapıtının “şeytani gücünden” almadı mı? Bu eser Nietzsche gibi aşırı hassas bir insan için pek baş edebileceği aşırı bir doz değil miydi?

Pekâlâ mümkün. Öyle görünüyor ki, Nietzsche bu dev gücün etkisinden çıkamayıp depresyona girdi ve kaçış yolları aradı. Neticede sığındığı tek kapı “ahmak bir duygusuzluk” [30> olarak adlandırdığı filoloji ve Schopenhauer. Öte yandan tüm bunlar bir yan bilgi ya da spekülasyon olarak algılanabilir. Ancak eğer genel olarak Stirner’e biçilen az değer yeniden gözden geçirilir ve BvM’in çoğunlukla gizli kalmış alımlama tarihi hakkındaki bilgisizlik giderilirse, Stirner- Nietzsche-sorusuna genel yaklaşım farklı bir yön ve içerik kazanacaktır.

Nietzsche’nin eserlerinde Stirner’in felsefesinin silik izlerine rastlamak kolay. Ve Nietzsche’nin “ilk krizinin” Stirner’in felsefesiyle karşılaşmasından kaynaklandığını ve bunun sonucu olarak Nietzsche’nin filozof olduğunu kanıtlamak felsefe tarihinde nelere yol açabilir sorusunu sormak yerinde olacaktır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !